Hoş geldin ateşim, yangınım, külüm.
Ateş oldun. Avucumda tutamadım seni. İçime düştün. Kalbimin karasına çaldım kor yüreğini.
İbrahim[as] gibi gülden ateşlere düşürdün canımı. Ey “kavurucu ateşim” akla beni, yak kirlerimi.
Ey yangınım, sen başkalarına sakla serinliğini, küle çevir bedenimi, benliğimi.
Bir yangın yeridir Ramazan. Yüreğinin taraçalarına ötelerden kıvılcımlar sıçratır. Alnına göklerin sıcağını düşürür. Secdelerce ısınır yüreğin.
Ilık yağmurlar üşüşür tenine. Rahmetle ıslanırsın. Merhamet denizinde yıkanırsın.
Ezelde ruhuna dokunan kutlu sesin yankısı yeniden erişir kulağına.
***
Hoş geldin yolum, yoldaşım, menzilim.
Yol oldun ruhuma. Dünyanın telaşından çekip aldın beni.
Kalbimin serin vadisine taşıdın nefsimi. Beni benimle yeniden tanıştırdın. Yûnus[as] gibi denize attın, geceye bıraktın, balığın karnına soktun nefsimi.
Kuraların hepsi bana çıktı. Nasıl da tanıdın “efendisinden kaçmış köle”yi? Ey yoldaşım, kötülerden sakla beni. Yolda bırak nefsimi.
Bedenine konuktur …


